* To see the English meaning of a word/phrase, drag the mouse over that word/phrase as it appears on the page.


Bir Yudum Su
"One Drink of Water"
(by Reşat Nuri Güntekin)

        - Bugün  hava  çok  güzel  baba...  Beni  gezmeye  götürür  müsün
       - Peki  Nevin...  Söyle  araba  bulsunlar... 
       - Yok  baba...  Ben  yürümek  istiyorum..  Geçen  sene  bugün  korunun  öte  tarafındaki  ince  yoldan  deniz  kenarına  inmiştik...  Yine  öyle  yaparız... 
       - Güzelama... 
       - Yorulurum  diye  korkuyorsun  değil mi  babaNevin  bir parça  hasta oldudiye  çürüklüğe  mi  atıldı  sanıyorsunBenyine  eskisi gibi  yürüyebilirimDemin  evde  olup  da  görmeliydin...  Piyano  çaldımkaranfilleri  suladımhattâ  havuzda  köpeği  yıkadımArtık  iyi oluyorum  baba...  Göreceksin  bir  ay  sonra  eskisinden  daha  kuvvetlidaha  şendaha  yaramaz  bir  kız  olacağım... 

        İkindi  güneşi  kısa  kumral  saçlarının  kıvrımları  içinde  yaldızlı  harelerle  oynuyorsüzgünşeffaf  yüzüne  hafif  bir  pembelik  veriyordu
       - Gelecek  bahara  seninle  uzak  bir  seyahate  gideceğiz  değil mi  baba
       - Elbette  Nevin... 

        Hâmit Beykızının  ince  bileklerini  avuçları  içine  aldıaylardan  beri  ilk  defa  gözlerine  bakmaya  cesaret ettiNevin'in  birkaç  mevsim  ömrü  kalmış  bir  misafir  olduğunu  biliyorduKızının  sarı  beneklikır menekşelerine  benzeyen  gözlerine  her  bakışında  ona  musallat olan  bir  fikir  vardı
       - Nevin  ölecek...  Bütün  ömrümü  sevgisine  vakfettiğim  bu  tazegüzel  gözleri  bir  zaman  sonra  buselerimle  kapamak  lâzım gelecek... 

***

        Hâmit BeydoktorduFakat  onda  bir  doktordan  ziyade  bir  politikacı  ruhu  vardıGençliğinin  ilk  senelerini  hapislerdesürgünlerde  geçirmiştiMaamafih  obu  meslekte  sebat edecek  bir  adam  değildiÇok  dürüst  ve  metîn  bir  ahlâkı  vardıFakat  fazla olarak  okumayı  ve  düşünmeyi  seviyordu

        Bu  tesirler  altında  politika  hayatını  âdibütün  o  mücadeleleridedikoduları  lüzumsuz  ve  sefil  görmeye  başladıHayatının  bu  ikinci  safhasında  Hâmit Beybir  "serbest  fikirhavarisi  olduAra sıra  eski  meslektaşlarıyla  münakaşa ederdi:  "İdareleri  değiştirmek  neye  yararher şeyden  evvel  ruhları  değiştirmeli...  İnsanlar  bâtıl itikatların  tesiri  altında  yaşadıkça  iyi  ve  mesut  olamazlar...  Benharikulâde  bir  doktor  olmakinsanlık  üzerinde  büyük  bir  ameliyat  yapmak  isterdimKalp  denilen  emel  ve  elem  yatağını  koparıp  atmakhayal  denilen  intan  membaını  kurutmak...  İnsanlarancak  o  vakit  mesut  olabilirlerBu  şartlar  içinde  doğanyaşayanölen  bir  insanın  saadetini  düşününüzHer  çocukbir  karanlık  âlem  gibi  doğuyor;  fikirlerin  parlak  meşalesi  yavaş yavaş  yanıyorHayatbu  ışıklar  içinde  bir  şehrâyîne  benziyorSonra  bir gün  ihtiraselemezel  düşüncesiebed  endişesi  ne  olduğunu  bilmeden  bu  ziya  âlemine  gözlerini  kapıyor." 

        Doktor Hâmit'in  kuruhaşinmaddi  nazariyelerietrafındakileri  daima  biraz  ürkütmüştüFakat  dürüst  ruhuinkâr ettiği  kalbinden  gizli  bir  memba  gibi  sızan  rikkat  ve  şefkati  ona  anlaşılmaz  bir  cazibe  verirdi

***

        Zevcesi  vefat ettiği  zaman  kırk  yaşındaydıKızı  Nevin  on iki  yaşında  öksüz kalıyorduYeniden  bir  aile  yuvası  kurabilirdiFakat  henüz  genç  olmasına  rağmen  içinde  anlaşılmaz  bir  yaşamak  yorgunluğu  vardıHayatını  Nevin'e  vakfetmeye  karar verdiKendi  nazariyelerini  çocuğuna  tatbik edecekonu  itikatsızaçık vicdanlımesutmaddi  bir  genç  kız  olarak  yetiştirecekti

        İlk  işi  çocuğunu  hayalperest  masallar  söyleyen  Çerkez  dadısıylaevdeki  çocuklara  yeşil  başörtüleri  örttürüp  ilâhiler  okutan  hocahanımdan  ayırmak  oldu

        Bu  çocuk  ruhuna  daha  iyi  hulûl etmek  için  o  da  çocuk  oluyorsaatlerce  Nevin'le  oynuyorduSonraküçük  kızı  dizlerinin  üstüne  alarak  ona  yavaş yavaş  fikirlerini  telkine  başlıyordu

        Nevinon sekiz  yaşına  gelmiştiBabasını  bir  mabut  gibi  seviyorduAçık fikirlimalûmatlıiyi ahlâklı  bir  genç  kız  olmuştuHalitavrı  biraz  çocuğa  benziyorduFakat  fikriruhu  itibariyle  öteki  akraba  çocuklarından  büsbütün  başkaydıHâmit Bey  "güzel  eserimdiye  onunla  iftihar ediyorduFakat  bu  "güzel  eser"in  yalnız  bir şeyi  eksiktiNeşe  ve  emel

        Nevinkış  sonlarından  beri  hastaydıBütün  tedbirleretedavilere  rağmen  günden güne  ilerleyen  bir  veremi  vardıDünyaHâmit Bey'in  başına yıkılmıştıFakatonun  bir  baba  vazifesi  daha  vardıÇocuğunu  ölünceye  kadar  mesut etmek...  Ara sıra  onu  toprağa  bıraktıktan  sonra  boş  evine  döneceği  geceyi  düşünürdüÖyle  sanıyordu  kiNevin'in  bütün  arzuları  yerine gelirse  o  gecenin  acısına  daha  mazlumane  tahammül edecek...  Fakat  Nevinhiçbir şey  istemiyorduOne  teklif ederse  gözlerini  önüne  indiriyor:  "Sen  bilirsin  baba!diyordu

***

        Ağaçların  arasındaki  dar  yoldan  denize  iniyorlardıNevinbaşörtüsünü  omuzlarına  indirmişkıvırcık  çocuk  başı  akşam  güneşinin  içinde  daha  sarıgözleri  daha  taze  ve  mesutbabasının  önünde  yürüyordu

        Bir  taş  yığınından  ibaret kalmış  yosunlu  bir  çeşme  başında  iki  fakir  kız  çocuğuna  tesadüf ettilerBüyüğü  on ikiküçüğü  yedi  yaşlarındaydı

        Küçük  kızelindeki  teneke  maşrapaya  çeşmeden  su  doldurmuşkorka korka  Nevin'e  yaklaşmıştı

        Hâmit Beygülümsediyeleğinin  cebinden  birkaç  kuruş  çıkarıp  çocuğa  uzattı
       - Al  kızım...  Su  istemiyoruz... 

        Kızparayı  kabul etmiyoranlaşılmaz  bir  inat  ile  suyu  Nevin'e  uzatıyordu

        Hâmit Beyablasıyla  konuşmaya  başladı
       - Kardeşin  niçin  mutlaka  su  içirmek  istiyor?. 
       Omahcup  bir  tebessümle  cevap verdi
       - Bizim  annemiz  öldü...  Nah  şuracıktaki  mezarda  yatarHoca  söyledi  kiölüler  geceleri  mezarlarında  susuzluktan  yanarlarmış...  Dünyada  kalan  çocukları  susamışlara  su  verirse  onlar  da  serinlermiş...  Yolculara  su  verdiğimiz  geceler  annemiz  yeşil  duvaklarla  Ayşe'nin  rüyasına  giriyor...  Değil mi  Ayşe?... 

        Nevin'in  eteğini  hâlâ  bırakmayan  küçük  kızbaşını  sallayarak  gülümsediAblası  devam ediyordu
       - Bugün  buradan  kimse  geçmediArtık  gidelim  diyorum...  Ayşe:  "Annemiz  susuz  ne  yapar?"  diye  ağlıyor

        Nevinküçüğün  yüzünü  daha  yakından  görmek  ister  gibi  yere  çömeldiHâmit Beyonun  maşrapayı  aldığınımukaddes  bir şeyi  öper  gibi  dudaklarına  götürdüğünü  gördüHemen  bileğine  yapıştı
       - Ne  yapıyorsun  NevinBu  pis  su  içilir  miHasta    olacaksın
       Nevinyavaş yavaş  ağlayarak
       - Bırak  babadediAyşe'nin  annesi  de  benim  annem  gibi  susuz  yanmasın... 
       - Ne  diyorsun  Nevin?..  Bunu  senin  ağzından    işitiyorum?..  Sen  ki  serbest fikirli  bir  kızsın
       Genç  kızağlamakta  devam ediyordu
       - Neme lâzım?..  Mademki  Ayşe  inanıyor... 

        Hâmit Beybembeyaz  kesilmişti... 

        Nevin'in  solgun  yanaklarından  akan  yaşlarmaşrapadaki  bulanık  suya  karışıyorince  dudaklarının  kenarından  sızarak  boğuk  hıçkırıklarla  titreyen  boynunagöğsüne  damlıyordu... 

        Hâmit Beyartık  maşrapayı  onun  elinden  almayı  düşünmüyorduOna  öyle geliyordu  ki  Nevinbu  suyu  bir  hulya  ve  teselli  ırmağından  içiyorkendisinin  bütün  şefkatiihtimamı  onu  bu  bulanık  su  kadar  mesut etmediNevinbu  sudan  içtikten  sonra  mesut  ölecek... 

***

        Nevinçeşmeden  avuçlarına  su  alarak  yüzünü  yıkıyorfakat  gözyaşları  bir türlü  dinmek  bilmiyorduHâmit Bey  korkakmahcup  bir  teessürle  onun  ellerini  tuttu
       - "Bu  avuçlardan  bana  da  su  içir  Nevin...  Bizim  ölümüz  de  susuz  kalmasın!" 
dedi

        Hâmit Beybirkaç  ay  sonra  toprak  olacak  bu  küçük  avuçların  suyunu  içerken  başka  bir  hayata  doğduğunu  hissediyorduGenç  kızboğuk  hıçkırıklarla  ağlayarak  babasının  boynuna  sarılıyoronu  titrekıslak  dudaklarından  tekrar tekrar  öpüyordu

***

        - Babaartık  gönüllerimizi  birbirimize  açabiliriz...  Sana  bütün  ruhumu  söyleyeceğim...  Akşam  olduğu  vakit  ne kadar  ağladığımı  biliyorsun...  Fakat  şimdi  anlıyorum...  O  gözyaşlarında  ne  acıne  doyulmaz  lezzetler  vardı...  Ne zaman  bir  ödağacıbir  günlük  parçası  yansa  hâlâ  annemin  öldüğü  günü  bütün  o  lezzetli  zehriyle  kokluyorum  baba...  Aho  gün...  İhtiyarlartazelerkocaman  erkeklerle  minimini  çocuklar  birbirlerine  sarılıp  ağlaşıyorlardı...  Bütün  konakbir tek  ağlayaninleyen  ruh  olmuştu...  Hattâ  ölen;  bizimle  beraberdi  baba...  Bütün  bu  kanruhsevgi  rabıtalarıyla  bağlı  insanların  dünya  gibi  ahrette  de  ayrılmayacağına  inanıyordum...  Dadımın  masallarıhocamızın  sözleri  arasından  ben  de  anneminAyşe'nin  annesi  gibicennet  bağlarında  yeşil  duvaklarla  gezdiğini  görüyordum...  Öteki  kızlarhocamızın  önündebaşlarında  yeşil  başörtüleriyleyanık  ilâhiler  okurken  senbeni  onlardan  ayırdın...  Bu  dünyada  kapanan  gözlerin  bir daha  açılmayacağınıbütün  bu  birbirini  sevenzaman zaman  birbirinden  bu kadar  acıklı  ayrılıklarla  ayrılan  insanların  ayrı ayrı  mezarlarda  çürüdüklerini  söyledin...  Evvelâsana  inanmıyordum  baba...  Fakat  senin  şüphelerin  benim  kalbimi  de  kemirmeye  başladı... 

        Bir geceÇamlıca'dan  dönüyordukBana  göklerisamanyollarınıyıldızları  gösterdin...  Bu  göklerin  bomboşhattâ  oradaki  ışıkların  bile  bizim  gözlerimizin  bir  vehminden  başka  bir şey  olmadığını  söyledinO  geceden  sonra  benim  bütün  kâinatımbütün  ümitlerim  yıkılıyorduBu  dünyaya  gözlerini  kapar kapamaz  başka  bir  âleme  gözlerini  açacağınaorada  bütün  sevdiklerini  ve  sevgilerini  bulacağına  inanan  bir  kız  çocuğu  için  ölülerin  ayrı ayrı  mezarlarda  çürüyüp  gittiklerini  düşünmek... 

        Bu  ümitsizliğe  senelerce  alışamadımsenelerce  ümitsiz  ve  ferdasız  ölümün  acısını  çektimAnnem  gibibütün  sevdiklerim  gibi  seni  de  kaybedecektim...  Artık  gözlerimiz  birbirine  bakmayacakkalplerimiz  birbirimizi  sevmeyecekti... 

        Nihayet  istediğin  gibi  bir  kız  oldum  baba...  Zihniyle  yaşayandürüstvicdanlı  bir  kız...  Artık  bir şeye  inanmıyordum...  Etrafımdakilere  karşı  bir  gururum  vardıFakat  ne  hazin  bir  gurur... 

        Senbu kadarla  da  iktifa etmedin  baba...  Sevgidenvefadanbu  dünya  yüzünde  doğup  ölmesine  yavaş yavaş  alıştığım  şeylerden  şüphe ediyordunBirbirini  anlayıp  sevmeyenbirbirlerine  karşı  sade  insanlık  vazifesini  yapmakla  iktifa eden  insanlarlasade  fikirlerin  meşalesiyle  dolan  dünya  bana  kâfi gelmiyordu...  Ben  öleceğim  baba..  Bunu  saklamaya  lüzum  yok...  Beni  hangi  teselli  ile  mezarıma  göndereceksin?..  Maamafihölümüme  o kadar  acıma  baba...  İnanmak  ve  sevmek  saadetlerini  kaybetmiş  bir  insanın  vaktinden  evvel  ölmesine  niçin  acımalı

***

        Nevinbabasına  bunları  söylemeden  öldüHâmit Beybu  şikâyetleri  onun  şimdi  ölmüş  dudaklarının  hayalinden  duyuyor

        İhtiyar  doktoro  tenha  koru  yolundaki  çeşmeyi  tamir ettirdiHer  akşam  üstü  oraya  gelip  oturuyorköylü  çocuklarınıseyyah  dervişleri  yollarından  çevirerek  bu  çeşmeden  bir  yudum  su  içmeleri  için  yalvarıyor