* To see the English meaning of a word/phrase, drag the mouse over that word/phrase as it appears on the page.


Yüz Akı
"Honesty"
(by Ömer Seyfettin)

        Mehmet Efendion  senedir  kasabada  oturuyorduKöydeki  tarlalarıbağlarıbahçeleri  ortak  elinde kalmıştıAziz  ahbabı  Müftü  Hacı Ali Efendi  ile  dertleşirken
       - Hepsini  yanmışkül olmuş  farzediyorumArtık  dünyada  bir  tane  olsun *  doğru  adam  yok
dedi

        Faziletiniyiliğin  varlığına  dini  gibi  iman eden  Müftü
       - Var  amasen  bulamıyorsun
diye  başını  salladı

        Mehmet Efendi  taştı
       - YokyokyokVallahibillahi  yokHerkes  yalancıherkes  dolandırıcıDenemediğim  ne  hısım  kaldıne  akrabam.*  Kardeşim  bile  beni  aldattı
       - Öyleyse  gitmalının  başında  otur.* 
       - Doğru  söylüyorsun.  "Gemin  oldukıçında...  Çiftin  olduiçinde..."*  Ne  yapayım  kiburada  işlerimi  bırakamıyorum
       - Köydekilerini  sat
       - İttifak etmişlerKimse  almıyor

        ... Müftü Efendidünyada  doğruluğunfaziletin  hâlâ  var  olduğunu  biliyorduFakat  nasıl  ispat etmeliydiMehmet Efendi  gibikötülerin  hilesine  tutulanlar,*  imanlarını  da  bozuyorlardıGel zaman, git zamanbir  gün  gelecekti  kiartık  kimse  kimseye  inanmaz  olacaktı
       - Benim  tanıdığım  bir  çoban  varÇok  doğrudur
dedi
       - Çoban 
       - Evet... 

        Mehmet Efendiyarasının  üzerine  yeni  bir  yara  açılmış  gibi,*  suratını  acı acı  ekşitti:* 
       - Hele  o  çobanlar?,  diye  derin derin  bir  ah çektibin beş yüz  koyunumdan  nihayet  elli  tane  bıraktılar
       - Pekâlâbu  elli  koyunu  benim  söylediğim  doğru  adama  verYüz  yapsın

        ... Mehmet Efendi  güldü
       - Şaka etme
       - Sahi  söylüyorum

        Müftütanıdığı  çobanı  anlatmaya  başladıBudünyada  yalan  nedir  bilmez  bir  adamdıGayet  saftıderviştiÖmrünü  dağlardameralarda  geçirirdiBeş vaktine  beş  daha  katardı.* 

        Müftü  methettikçe  Mehmet Efendi  yumuşadı
       - Bari  şu  benim  koyunları  ona  versek
dedi

        Ertesi  gün  yaylaya  haber gönderdilerÇobanı  kasabaya  çağırttılarMehmet EfendiMüftü'nün  karşısında  onunla  anlaştıElli  koyunu  bu  çoban  gezdirecekelli  koyunun  verdiği  kârdan  beşte biri  kendine  ait olacaktıKoyunlar  köyden  getirtildiBu  küçük  sürü  ile  çoban  çıktıgittiGünlerhaftalaraylar  geçiyorduMehmet EfendiMüftüye  rastgeldikçe
       - Bu  çoban  doğru  çıkarsa,*  köydeki  bütün  işlerimi  de  ona  bırakacağım
diyordu
       - Göreceksingöreceksin
       - İnşallah... 

        Bir  sene  sonrabir  cuma  sabahı  Mehmet Efendi  evinin  alt  katındaki  odada  otururken  "Doğru  Çoban"'ı  karşısında  gördüElinde  büyük  bir  toprak  kapla  ıslak  bir  post  vardıBunları  selam vermeden  sedirin  yanındaki  pencerenin  içine  bıraktı
       - Hoş geldin
       - Hoş bulduk
       - Otur  bakalım...* 
       - Eyvallah
       - Koyunlardan  ne haberDoğurmadılar 

        Çoban
       - Hepsi  kısırmış
dedi
       - Hiçbiri  doğurmadı 
       - Hayır
       - Yünlerini  ne  yaptın
       - Daha  kırpmamıştım

        Mehmet Efendi  anlamadı
       - Ne demek
       - On iki  tanesini  çaldılar
       - Ey
       - Geriye  ne  kaldı
       - Otuz sekiz
       - Otuz ikisi  geçen  sonbahar  kelebek  olduöldüler
       - Ey
       - Geriye  ne  kaldı
       - Altı
       - Beşini  kurt  yedi...  Geriye  ne  kaldı
       - Bir!... 
       - İşte  bu  bir  koyuna  da  gözüm gibi bakıyordumEvvelki  akşam  sağdımSütüyle  şu  yoğurdu  yaptımDün  sabah  yayladan  inerken  zavallı  uçuruma  yuvarlandıİndimbaşına  gittimbir de  gördüm  kiölmüşDaha  soğumadan  yüzdümİşte  postu

        Çoban  eliyle  pencerenin  yanındaki  ıslak  deriyi  gösteriyorduMehmet Efendikır  sakalını  sol  eliyle  tuttuÖnce  kızardısonra  sarardıÇoban  susmuyordu
       - Yoğurt  iki buçuk  okka..  Yarım  okkası  benimPöstekideki  hakkımı  size  bağışlıyorum

        Mehmet Efendi  hiç sesini çıkarmadı.*  Ayağa kalktıYoğurt  kabını  eline  aldıyavaş yavaş  "Doğru  Çoban"'ın  önüne  geldiDolu  kabı  bütün  kuvvvetiyle *  kafasına geçirdi
       - Al  hakkını  kerata
diye  yumruklamaya  başladıTekmeleye tekmeleye  kapıdan  dışarı attı

        Bu esnada  Müftü Efendidostunun  ziyaretine gelmiştiKapıda  çobanısuratı  yoğurt  içinde *  görünce  şaşırdısordu
       - Ulanbu  ne  hâl

        Saf  çobanuğradığı  haksızlıktan  şaşırmış  gibiydi.*  Fakat  yine  mantığını  kaybetmemiştiAcı  bir  serzeniş  tavrıyla
       - Ne  olacak  efendimdedihesabını  doğru  veren  işte  böyle  yüzünün  akıyla  dışarı çıkar.* 
       - ?

       The notes are from the book Turkish Sampler: Writings for All Readers by Müge Galin; Indiana University, 1987.