| Notes about Heyder Baba'ya Selām |
Heyder Baba'ya Selām'ın Yazılma Sebepleri Şehriyar'ın Heyder Baba'ya Selām şiirini, anasının "oğlum sana büyük şair diyorlar, fakat sen nece yazıyorsun ki ben anlamıyorum" demesi üzerine yazdığı söylenir. Mesela Rüstem Eli(yev) anasının rolü hakkında şunları yazar: "Bir gün Şehriyar evde anasının yanında Farsça bir gazel yazıp okuyor. Anası oğlunu dikkatle dinledikten sonra şaire, 'oğul, ben Fars dilini başa düşmüyorum ahı (anlamıyorum ki), ne olur bir kaç şiir de öz dilimizde yaz ki ben de anlayım ve zevk alayım' diyor." Bu sözü başka yazarlara etfen de verebiliriz. Ancak ortada bunu belgelendirecek herhangi bir delil yoktur. Öyle anlaşılıyor ki bu söylenti Şehriyar'ın Heyder Baba'ya Selam'a yazdığı önsözdeki ifadelerden kaynaklanmıştır. Fakat buna rağmen şiirin meydana gelmesinde şairin anasının hizmetini inkār edemeyiz. Ayrıca kanıtlanamasa da, Şehriyar'ın annesinin böyle bir söz söylemesi hiç de imkān ve ihtimal dışı değildir. Şehriyar'ın Heyder Baba'ya Selām'a yazdığı Farsça önsözden (1954), şairin bu şiiri çok öncelerden, hatta 1941'lerden beri düşündüğünü ve tasarladığını anlıyoruz. Önemi ve Şehriyar'ın şiirlerinin daha kolay kavranmasına yardımcı olacağı düşüncesiyle çeşitli bilgiler ihtiva eden bu önsözü Mehmet Emin Resulzade'nin yazısından iktibas ediyoruz: "Çocukluk günlerini tabiatın ağuşunda geçirmiş; dağ, orman veya denizle münasebette bulunarak büyüyen şairler, bu tatlı günlerin zengin hatırasını muhafaza edip, yazıcılık devresinde elleri altında bulunan bu hazineden ne kadar faydalandıklarını bilirler. Benim için de öyle oldu. Bu sebeple doğduğum yere, diğer bütün sevdiklerimden daha büyük, daha derin bir dostluk hisiyle bağlandım. Yazdığım eserlerde ara sıra bu hissime yer veriyordumsa da, bu kadarı beni katiyen tatmin etmiyordu. Mahalli lehçeyle, yerlilerin bilhassa çocukluk devresinde kendileriyle beraber oynayıp eğlendiğim insanların zevkini okşayan parçalar yazmayı gönlüm çok özlüyordu. Fakat uzun müddet Tahran'da ikamet etmiş olmam hasebiyle, Azerbaycan köylülerinin yerli lehçesini ve bilhassa bu lehçedeki tabirlerin letafetini hemen hemen yadırgamış bulunuyordum; çocukluk hatıralarım dahi sönük, silik ve anlaşılmaz tablolar haline gelmişti... Vakta ki merhum annem Tahran'a geldi; onun sihirli tesiriyle geçmiş günlerin eğlenceleri ve çocukluğumun şen ve mesut anları yavaş yavaş zihnimde canlandı; ölüler dirildi ve o zamanki tablolar bütün renkleriyle yeniden çizildi. 1320 (1941) yılının Şehriver (21 Ağustos - 20 Eylül) ayından itibaren hastalığa tutulmuş, ümitsizliğe düşmüş, inzivaya çekilmiş, elemler ve ıztıraplar içinde yatağa serilmiştim. Bu halimle annem yanımda bulunsa ve vucudumu yoklamayı üzerine almış olsa idi, eli elimde geçmişin tatlı hatıralarını anmak benim için bir zevk alemi yaratır, tam bir sükün içinde gönlüme bir teselli şarabı sunardı!... Hastalık devresi benim için ruhi bir değişmenin başlangıcını teşkil etmişti. Dünyadan, arzularımdan bıkmış, bütün sevdiklerimi harcıyordum... Annemi bile!.. Şiire eski ve derin bir ilgim vardı, yazdığım her yanıklı parça bir dosttan ayrılmanın acısıyla vücut bulmuştu. Herhangi bir sevgiliden ayrılırken kapıda veda gözyaşı dökmek insanların tabii bir halidir. Veda ederken döktüğüm son gözyaşı damlalarından Heyder Baba manzumesiyle Vay Vay Maderem (Vah Vah Annem) parçası meydana geldi. Dağ göklere yükselen bir varlıktır. Heybetli bir dağ tabiatın en muhteşem şaheserlerindendir. Dağların böğründen akan sular, suların en saf ve berrak olanıdır. Dağın sanatkār yaratıcılığı ve tab ile yakın bir münasebeti vardır. Heyder Baba bir dağdır..." Bu satırlardan anlaşılan, Şehriyar'ın kucağında büyüdüğü tabiatı sevdiği; annesinin, anadilinin ve çocukluk hatıralarının canlanmasına yardımcı olduğu ve Heyder Baba'ya Selām şiirinin "veda ederken döktüğü gözyaşı damlalarından meydana geldiği"dir. Burada müphem olan taraf "veda"nın kimden veya neden, ne zaman olduğudur. Bu soruların cevaplandırılması, şiirin yazılma sebeplerini daha iyi aydınlatacaktır. |
| Source: Şehriyar ve Bütün Türkçe Şiirleri: İnceleme, Şiir Metinleri, Sözlük; Yusuf Gedikli, Ötüken Publications, 1990. |